Bahçeli’nin çağrısından sonra İmralı’ya gidiş gelişler ve TBMM’deki partileri
YENİ SÜREÇ Mİ YOKSA İKİNCİ AÇILIM MI?
Bahçeli’nin çağrısından sonra İmralı’ya gidiş gelişler ve TBMM’deki partileri ziyaretler ile istenilen açıklama 50 binden vatandaşımızın ölümüne ve milyarca dolar milli gelirimizin yok olmasına ve şehitler yanında binlerce gazinin sakat olarak yaşamasına sebep olan Apo nihayet çağrı yaptı.
Biz bu yazımızda yapılan çağrının arka planı üzerinde durmaya çalışacağız. Öncelikle belirtmekte fayda var. Bu çağrı metni 2013 yılında Diyarbakır meydanında bu cumhuriyetin hıyrını görmeyen artist ( ne garip ki milletvekili olup meclis başkanlığı gibi kutsal bir kuruma başkan vekilliği yapan) Sırrı Süreyya tarafından okunan metnin gayet güzel özetlenmiş bir kopyası.
Emperyalizmin ülkemiz üzerinde yürüttüğü neoliberal politikalar sonucunda dini ve kültürel değerlerimizi acımasız bir savaşa dönüştürdüğünü söylüyor. Öncelikle PKK mensupların ülkemizde yaşayan Kürt kardeşlerimizin dini ve kültürü ile alakalı bir yaşamları yoktur. Kendisinin emperyaller emrinde olduğunu es geçiyor.
PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Diyen terörist başı bu kırk yıllık sürede Kürt hareketi idiyse neden binlerce Kürt kardeşimizi öldürtüp, yaşam alanlarının boşalmasını sağladığını ve her biri 60 yaşın üzerinde olan lider kadrosunun artık bu işi yürütemeyeceğini gördüğü ve emperyaller tarafından kendilerine ihtiyaç kalmadığını bildiği ya da Kandil’de bulunanların kendisini ne kadar ipleyeceğini de göz önüne alarak fes edilmeli demektedir. Gelelim çağrının yapıldığı diğer olaylara:
Çağrı; iktidarın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesine yönelik anayasa değişiklikleri için Meclis’te gerekli çoğunluğu sağlama çabalarının yürütüldüğü bir aşamaya destek arandığı dönemde yapılmaktadır.
Çağrı, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilmek istendiği, ABD’nin tüm dünyada ve Ortadoğu’da egemenlik gösterisi yaptığı bir zaman dilimiyle örtüşmektedir.
“Kürt realitesinin inkârı”, “demokratik siyaset kanallarının kapalılığı” gibi gerekçeler öne sürülerek PKK’nin kuruluşu ile yaklaşık yarım yüzyıldır Türkiye’de yürüttüğü ayrılıkçı terör ve şiddet eylemleri haklı gösterilmeye çalışılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, ilkeleri, ulus-devlet yapısı “tek tipçi” gibi tanımlamalarla suçlanarak bütün bunlar terörün gerekçesi olarak sunulmuştur.
Yurttaş eşitliği ve kardeşliğini bozmak, yıkmak için yıllarca her türlü bölücülüğe başvurmuş olan bir örgüt başı, yüzyıllardır varlığını sürdürmekte olan Türk-Kürt kardeşliğini sözde yeniden sağlayan kişi rolünü üstlenmek istemektedir.
“Cumhuriyetin ikinci yüzyılının demokrasiyle taçlandırılması”, “Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur” gibi iddialarla adeta bir demokrasi havarisi olmayı amaçlamaktadır. Terör örgütü PKK “çağdaş cemiyet ve parti” olarak nitelenmiştir.
Ulus-devleti “aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu” diye tanımlayan etnikçi, ayrılıkçı terör örgütünün başının; “tarihsel toplum sosyolojisi çözümlemeleri” ifadesinde olduğu gibi kimi bilgiçlikler taslamasına da olanak tanınmıştır.
Bu işin geri planında; Öcalan’a “umut hakkı”, anayasada “millet tanımı”, “eğitim dili” değişiklikleri ya da gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimi için gizli destekler gibi kimi pazarlıklar olup olmadığı yakında belirginleşecektir.( ABD ve AB ülkeleri kendilerinde bulunan milyonlarca etnik kökene eğitim dili vermezken bizden istenmesi bize bölünün demektir.)
Öcalan “Silahları bırakacağız ancak ‘siyaset ve hukuki boyutu’ unutulmamalıdır” diyerek temel amacı açıklamıştır. Kandil’in açıklamaya nasıl yanıt vereceği dikkatle izlenirken “Silah bırakma koşullarının sağlanması ve siyasi olarak faaliyet imkânı verilmesi durumunda çağrıyı uygulayacağı” yönünde bazı iddialar kulislere yansıyor.
Tam da burada başa dönelim. Bahçeli ne oldu da daha önce kapatılmasını savunduğu DEM Parti’nin yöneticilerinin elini sıkmaya karar verdi? Nasıl bir farkındalık yaşadı da Öcalan’ın gerekirse Meclis’e gelip konuşabileceğini söyledi? Cevaplar önemli çünkü bu öyle sıradan bir manevra ya da keyfe keder bir hamle değildi.
Bahçeli’nin adımlarından sonra, ABD ve İsrail’in şartlarını olgunlaştırdığı ortamda Suriye’de Esad yönetimi son buldu ve idareyi cihatçılar devraldı. Türkiye’nin güney sınırına denk gelen Suriye’nin kuzeydoğusu, gövdesini Kürt hareketinin oluşturduğu SDG’nin kontrolünde ve bu durum ülkedeki yeni gerçekliğin de uzun süredir önemli parçası. İşte yeni Suriye, ABD ve İsrail’in planları doğrultusunda dizayn edilirken devlet de buna paralel bir aksiyona girişti.
Suriye’deki Kürt güçleri, çağrının doğrudan kendilerine yapılmadığı görüşünde. SDG lideri Mazlum Abdi, Öcalan’ın çağrısının “PKK’ye yönelik olduğunu” söyledi. Abdi, “Çağrı doğrudan bizim bölgemiz için değildi” diyerek, PKK ile Türkiye arasında çatışmasızlık olursa, bunun Suriye için de olumlu etkilerinin olacağını ekledi ve “Türkiye’nin bölgemize saldırmak için hiçbir bahanesi kalmayacak” şeklinde konuştu. Yani özetle Abdi’ye göre silah bırakması gereken PKK; 100 binden fazla mensubu olan YPG/SDG değil.
Sonuç: iktidarın Öcalan’ın silah bırakma çağrısını karşılıksız bir adım gibi göstermeye çalıştığını ancak gerçeğin böyle olmadığını belirterek şunları kaydetti.
"Öcalan, örgütün feshedilmesi çağrısını yaptı ama bunu bedava yapmadı. Demokratik siyaset ve hukuki güvenceler sağlanmadan PKK'nın silah bırakması mümkün görünmüyor” hemen belirtelim pazarlık olduğu Bin Ali Yıldırım’ın bir konuşması açığa vuruyor.
Başbakanlık ve TBMM başkanlığı yapan Bin Ali Yıldırımın, tartışma yaratacak başka ifadeler de kullandı, ademi merkeziyetçiliği diğer adıyla özerkliği şu sözlerle sahiplendi: “Tabii yeni yapılacak anayasada belki de yapılması gereken önemli konulardan bir tanesi de şu olmalıdır. Yerel yönetimlere Adem'i merkeziyetçilik yani Her şeyi Ankara'dan kontrol etmek yerine bütün detayları kontrol etmek yerine yetki devrinin yapılması."
“Bu milletin unsurları var. Bin yıldır biz topraklardayız. Kürtler var, Türkler var, efendim diğer Süryanisi var, Abazası var, Çerkezi var. Var oğlu var. Vatandaş tanımında Yeni anayasada elbette ki gözden geçirilebilir Bir etnik kimliği Tanımlamak Öne çıkarmak değil de Vatandaşlığı Etnik kimliğinin Kim olduğuna bakmaksızın vatandaşlığı Önceleyen Bir güncelleme yapılabilir Bu bazı etnik grupların kendilerini ihmal edilmiş düşüncesinden kurtarabilir.” Kocatepe’den selamlar İbrahim Ayan
.not : Bu yazı yazıldığı sırada Cumhurbaşkanımız konu ile ilgili henüz bir açıklama yağmamıştı.